text
motorcycle emptiness
Radyodan büyük bir umutsuzluk ve beş parasızlıkla çıktığımda aklımdaki tek soru ‘Şimdi n’olacak?’ idi. Adımlarım hem maddi hem manevi anlamda en dibe giden beni, fiziksel olarak da kampusun aşağı taraflarına götürüyor, sanki durumumdan haberdar gibi. Aşağı gidiyorum itiraz etmeden.
Duruyorum sonra. Etrafımı tek aydınlatan İş Bankası Mavisi. ‘İş’ diyorum işimden/içimden. Başlıyorum başparmağımı havada tutmaya. Yere paralel, bana dik. Baş parmak aşağıyı gösteriyor. Duran yok. Yukarı kalkıyor, yine farksız. 10 dakikada 10’dan fazla araç geçiyor belki; her şeyi sayardım aslında ama bu akşam içimden/işimden gelmedi. Yer değiştiren araçlara rağmen, ben sabitim. Bende değişen tek şey baş parmağımın yönü.
Sonra, bir motor yaklaşıyor bana doğru, nasılsa binemem buna diye indiriyorum elimi. Motor geçiyor, ben hala duruyorum. Motor da duruyor sonra. Geri geliyor, tam yanıma. Kasklı sürücü çıkarmadan soruyor binmek isteyip istemediğimi. Kararsızlığım her dakika benimle, ‘bilmem ki’ diyorum. ‘Acilse bırakayım kampusun kapısına kadar’ diye yineliyor, ben hala kararsız. Sonra ‘Bin hadi’ diyip sanki o an o motora binmem konusunda bir güç tarafından müthiş bir inançla kaplanmışçasına ben çocuğun turuncu montuna sarılırken buluyorum kendimi. Sohbet ediyoruz A1’e varana kadar. Sohbet kelimesi, bulundurduğu harfler gereği daha bir samimiyet ve rahatlık içerir ya, o nedenle sohbet diyorum. Daha lisede olduğunu söylüyor kasklı genç, oysa çok daha büyük gösteriyor. ODTÜ Koleji’nde okuyormuş, anne ve babası da ODTÜ’de öğretim görevlisiymiş. Bana ODTÜ’de okumak istemediğini, çok sıkıldığını söylüyor. ‘Aslında’ ile başlayan dayanaksız ikna cümlelerimi dizmeye başlayacakken o tüm iyi niyetiyle başka bir soru soruyor. Zaten ben de o cümleleri uzun zamandır kuramadığımı fark ediyorum, kendime bile. Bu, motor üzerindeki başarısız ikna denemem ilk ve muhtemelen son kez oluyor.
Yanımızdan arabalar geçiyor. Ben yine sabitim, sadece altımdaki araç benim de yer değiştirmemi sağlıyor, kabul ediyorum biraz güvensiz ve tehlikeli yollarla; benim kaskım yok. A1’e varıyoruz, kasklı genç hala kaskını çıkarmıyor, yardım edebildiği için çok mutlu olduğunu dile getiriyor. Birkaç ‘görüşürüz’ ve ‘teşekkürler’ lafı ediliyor ve ikimiz de adlarımızı öğrenmden bulunduğumuz noktanın aksi yönlerinde hareket etmeye başlıyoruz. Bu sefer, ben de sabit değilim. Üstelik hareket eden sadece ayaklarım değil.
