text
returning sleeper
Uyudum. İlk uyanışım. Saat 22.22.
Arayan Bora. Ben, uyanıklıkla uyku arasındaki o ruh halinde düşünmeyi severim. En tedbirsiz anınızdır, benim öyle en azından, öğrendiniz. Tahmin edilen kişi olsaydı en umarsız sevgi sözcükleri filan bile çıkabilirdi ağzımdan. Bahanem hazır nasılsa, “uyku sersemi”. Bildiğin sersem.
Neden arıyor ki bu saatte? Bir ihtimal canı sıkıldığı için ama daha çok tatile gideceği için; “hoşçakal” ve bir takım hoş dilekler daha. Konuşacak halim yoktu.
Fondaki bass sesi daha da rahatsız etmeden telefonun sesini kısıp uyumaya çalışmaya devam ettim. Okuyorsan Bora, özür dilerim.
En son aradığı gece yaşananlar ya tekrar ettiyse? Tekrar etmemiştir de, ya benzer bir şey olduysa? Duymaktan mı korktum? Sersem! Uyku sersemiyim dedim ya, ne korkusu.
Soruların cevabını bekleme süresinin sıfıra yakınsadığı o düşünme anında uyumuşum. En son saate baktığım akrep yelkovanın gerisinde kalmıştı.
hecksher-arı-kron-tilki-midye-ohlin-checkin-ilaç-kemer
Uyumadan önce düşündüğüm “şey”ler arasında hatırlayabildiğim kelimeler. Bunu fark ettiğimde saat 03.28’di. Uyanmışım. İkinci kez.
Huzursuz bacak. Yıllardır sahip olduğum adını yeni öğrendiğim, içten içe benimsediğim, toplum içinde yerdiğim canım sendromum. Kasılmanın etkisiyle uyanmıştım. Masaj fayda etmiyor, belki de ben beceremiyorum. Keşke şu an yanımda yakışıklı bir masör olsaydı. Neler saçmalıyorum, saçmalık değil, sersemlik.
Geçti sanki, sağ tarafa biraz daha. Üstüne de basabiliyorsam sorun yok. Acıyor biraz ama geçer, umarım. Bu yatağı da değiştirmek gerek, doğruldukça sesler geliyor. Ayaktayım, kemiklerimden ses gelene kadar gerindim. Rüzgardan yarılanmış perdeyi iyice aralayıp göl kokusunu çektim içime sonra. Yapay filan ama fena kokmuyor. Ben ve göl İsveç’te olsak o göle çıplak girme hakkım olabilirdi. Belki daha sonra.
Karşı apartmanda ışığı yanan oda sayısı kadar olmuştu saat. 04.00. Bu sefer geride kalan yelkovandı.
Uyudum. Uyandığımda 08.16. İşe geç kalıyorum. Bacağım hala ağrıyor.
