July 2010
1 post
March 2010
1 post
got to go
Gidemiyorum. Lanet olsun ki yine kalakaldım bu şehirde.
_oh
January 2010
2 posts
December 2009
3 posts
Bugün eve giderken, yolda, bir ara sadece şunu düşündüğümü hatırlıyorum:
Bir kağıt fabrikası, matbaa her neyse; hani böyle öğrenciler için renk renk kareli/çizgili not kağıtları satılıyor ya, kenarları delikli, telli dosyalara takabilirsin filan. İşte o delikler delindikten sonra 0,75 cm çapında, o küçük yuvarlak kağıtları biriktirselermiş mesela, böyle bi havuzda toplasalarmış, beni de o...
November 2009
8 posts
fof
Karmaşık fonksiyonlardayım.
Az önce cebimden sadece 5 dk içinde 435 amerikın dalır çıktı.
Umudumla birlikte paramı da kaybediyorum.
Yardım.
ready for the flour
Bu gece yaptığım işin detayına girmeyeceğim, Malbuş Girl filan değildim tabii ki, ama ayrıntı vermeden gecenin en barbat anından bahsetmem lazım:
Bir organizasyondayız.
Biz, ekipçe, işimizi hafiflettikten sonra kendi aramızda konuşmaya başladık, her zamanki gibi. Ekibin yarısıyla ayaküstü laflıyoruz, 5 kişiden 4’ü kız. Feminen çoğunlukta erkek muhabbeti açılmadı dersem bilmem kaç postla...
the insider
Toplum taşıma araçlarını severim. Bu nedenle sık sık kullanırım, ‘indirimli ego’mu gömerken yeşil kutuya gülümserim şoför amcaya. Yaparım yani bunları.
Bugün de yaptım. Tüm sıradanlığımla Uykusuz’umu alıp otobüse bindim. Ancak egonun altın gününe giden teyzeler için otobüs kaldırdığımı bilmiyordum. Boş yerlerden birine oturdum. Uykusuz gözlerle dergimi okudum. Okudum. Okudum....
over-working-girl
22.59. Gözkapaklarımın açık kalma mesafesinin an be an kısaldığı saatteyim. 00.30’u atlattık mı sabaha kadar uyumayabilirim ancak o saate kadar uykumu getirecek/gözlerimi yoracak/canımı sıkacak bir şey yaşadığım an kendimi yorganın altında buluyorum. İsyanım kendime; bu gece bunu yapmayacağım. Çalışacağım.
October 2009
10 posts
emal
Başvurmak istediğim okulun daha önce de mailleştiğim master koordinatörünü twitter’dan takip etmek ne kadar “lame” bir hareket?
Off, yapamayacağım.
niente
Boş vakit bulmuşken yaşadığıma dair bir kaç şey yazasım vardı işin aslında ancak, niyeyse, bu cümlenin bile kendi noktasını koyabileceğinden emin değilim. Deneyelim…
Merak edenlere; İsveç mevzuularında bir değişiklik yok, gmate çalışmaya devam. SSSB’deki beğendiğim eve çıkmama 476 gün kaldı.
Haftasonu güzeldi. Beklediğimden güzeldi. Çünkü özlenen kişi, beklenenden daha önce...
sssb
Belliydi zaten sonunda midemle ilgili bir şey çıkacağı. Teşhis konuldu: Pangastrisit. Tüm midem yaraymış, acı-asitli-yağlı yemem içmem yasakmış, stress bana zararlıymış, etc… Bildiğim şeyleri 3 asistan 2 doktor 1 anne 1 baba ve yeterli ölçüde büyük teyzeden sayısını hatırlamadığım defalarca duyduktan sonra onlara karşı çıkmak yerine hastalığı kabul etmeye ve hatta kullanmaya başladım....
itiraf
Yaşlılara kötü davranan ve açıkgözlü olduğunu düşünen tüm insanlardan alenen nefret ediyorum.
nice to be back
Bi son posta bakıyorum bi takvime bakmak için kafamı kaldırıyorum bi kez daha kendime kızıyorum en sonunda. Sorumsuzluğun bu kadarı yani! İnsanları eylül cümleleri kuracağım diye kandır, 3 Ekim’de ortaya çık.
Eğer hala takip edenleriniz varsa ve o azınlıktan hala merak eden kaldıysa hemen söyleyeyim; ben iyiyim.
15 - 20 Eylül tarihleri arasında yaptığım, hayatımın en güzel tatilinden...
September 2009
1 post
güz-el
Artık ‘Ankara’da bir eylül akşamıydı’ cümleleri kurabileceğim. So romantic.
August 2009
14 posts
dummy nation
Yazdığım duygusal sıkıcı kız günlükleri asıl olan beni ifade etmemde maalesef yetersiz. Wurtzel gibi kendimi Patti Smith ya da Springsteen’le mi cezalandırmalıyım, bilmiyorum.
motorcycle emptiness
Radyodan büyük bir umutsuzluk ve beş parasızlıkla çıktığımda aklımdaki tek soru ‘Şimdi n’olacak?’ idi. Adımlarım hem maddi hem manevi anlamda en dibe giden beni, fiziksel olarak da kampusun aşağı taraflarına götürüyor, sanki durumumdan haberdar gibi. Aşağı gidiyorum itiraz etmeden. Duruyorum sonra. Etrafımı tek aydınlatan İş Bankası Mavisi. ‘İş’ diyorum...
yaz ekranı
Yaz mevsiminden dolayı televizyonlar pek boş, hiçbir şey izlenecek gibi değil değil mi? Hayır, o sizin evlerde öyle canım, biz gayet her akşam televizyon, pardon, e2 izliyoruz. Yok, Ellen’a ya da Conan O’Brien’a başlamadık henüz, o kadar da değil ama CSI’ın tekrarları şu sıralar bizim evde en fazla rating alan dizi. 2. sırada Yemekteyiz geliyor. Annemin Yemekteyiz izleme...
Tripler şahane…
Uzun zaman sonra birlikte Hawaii’ye yerleşeceğim kişiyi dün ikna ettim. Gelecek benimle İsveç’e. Gerçi tam ikna gibi de değildi; o, ben ne dersem ‘olur’ der, yine öyle dedi. Önce bir ev tutacağız şehrin merkezinde. İki sene sadece ikimiz. Tabii benim sadece kendim için planladığım şeyleri ikiyle çarpmak gerek bu durumda. Bu gitme teklifini ettiğimde şaşırdı önce, sonra...
Sonunda bitti yazın başından beri hayatımda olan her şey. O kadar mes’udum ki.
I’m good, i’m done, i’m over.
carob
Bir olayı ya da durumu anlatmadaki yeteneksizliğimi bir kenara koyarsak gayet iyi bir yazar olduğumu düşünebiliriz. Tamam, hayal edelim. En azından o sefil egomdan arındırıldığıma göre bir kaç şeyden bahsedebilirim size, hayalgücünüz bunu mümkün kıldıkça elbette. Bu yaz için öncelikler sıralamamda hakkıyla ilk basamakta yer alan bir şey var ki, tahmin edebiliyorsunuzdur, tatil. Tatil planlarımda...
Gözkapaklarımı kaldıramıyorum.
returning sleeper
Uyudum. İlk uyanışım. Saat 22.22.
Arayan Bora. Ben, uyanıklıkla uyku arasındaki o ruh halinde düşünmeyi severim. En tedbirsiz anınızdır, benim öyle en azından, öğrendiniz. Tahmin edilen kişi olsaydı en umarsız sevgi sözcükleri filan bile çıkabilirdi ağzımdan. Bahanem hazır nasılsa, “uyku sersemi”. Bildiğin sersem.
Neden arıyor ki bu saatte? Bir ihtimal canı sıkıldığı için ama daha...
deadmine
Sıkıcı bir yaz akşamında Ankara. Saat 21.46. Uzun zaman sonra yerleşmeyi planladığımız Hawaii’deyse henüz sabah oldu. 08.46
Şu an uyku havuzuna dalış için son hazırlıklarımı tamamlıyorum. Benim başvuru tarihim geçmiş. Bunun başka açıklaması yok.
G for Mat
Bugün geri dönülmez bir yolculuğun başlangıcındaydım sevgili neweblog. Aslında maceram iki gün önce internet üzerinde hatrı sayılır bir miktarda para bayılmamla başlamıştı ama somut olarak bir şeyler benden çıkınca (para) ve somut olarak, fesatlık yok, elime bir şeyleri alınca (kitap) artık bu yolun geri dönüşünün olmadığın anlamış bulunmaktayım. Vakit çok geç biliyorum; napalım sıkarız dişimizi...
Here is my legacy for you
Evet, tam olarak benim. Şaşırdınız değil mi?